
Yaşadıkları hayattan unutulmaz izleri yazıp bize bırakan onlarca yazarımız var. Bunlardan birçoğunu tanıma fırsatınız olmuştur. “Yazarımız” sözüne takılıp kalmayın sakın. Şairlerimiz de var, yaşadıklarını anlatan şairlerimiz. Ancak hemen hepimiz “anı”larını yazma işini yazarlarımızın omzuna yüklediğimizden, aynı işe soyunan şairlerimizin varlığını hesaba katmayız.
Birkaçını -uzak dönem edebiyatına gitmeden- hatırlatayım size. Mehmet Emin Yurdakul, Mehmet Akif Ersoy, az da olsa Orhan Veli Kanık ve başına gelenler yüzünden ülkesini bırakıp giden, geride bıraktıklarıyla ilgili hayâllerini şiirlerinde dile getiren Nazım Hikmet Ran bu yolda örnekler verenlerdendir.
Nüzhet Erman, bunlardan daha sıcak ve cana yakın olanı. Mısra mısra dile geldikçe, aklımızda sayısız resimler uyandıranı. Üstelik bu resimler, gerçekten hayattan yakalanmış kareler. O karelere ne düşmüşse, apaçık görebildiğimiz, hayrete düştüğümüz, sevdiğimiz, kızdığımız, gülümsediğimiz, bildiğimizi kareler.
“Siirt’e giderken – yolda kalmıştık
Bütün gün – çamur içindeki Garzan’da
Cumhuriyet oteli denilen handa
Tahtakurusundan bunalmıştık.”
(Anadolu 1970 – Hatıra Defteri, s. 19)
Aktardığımız dörtlükte “yolda kalmak, çamur içinde olmak, Cumhuriyet oteli denilen han, tahtakurusu” sözleri, gözlerimize birçok kare düşürüyor. Bu kare kare resimlerin çekiciliği, yüreğimizi nereden alıp nerelere götürüyor değil mi? “Siirt” ve “Garzan”, doğu ufuklarımızdaki iki yerleşim birimi. Siz isterseniz bu iki yer adını, batıdan, kuzeyden ya da güneyden dilediklerinizle değiştirin, bir zamanlar sizin de yaşadığınız resimlere ne kadar çok benzediğini göreceksiniz.
Yaşadığı hayatın aşağı yukarı bütün izlerini, hemen hemen canlı renkleriyle Nüzhet Erman’ın şiirlerinde görüyoruz.
“Kıl keçimle – ahlatımla – çavdarımla bunca yıl
Hem doyurdum – hem doydum
Öpülesi eli değmiş ama Atatürk’ün
Yolum tutuk – köyüm okulsuz – acı suyum”
(Hem Hürriyet Hem Ekmek – Doğu, s. 65)
Şimdilerde gündemimizin ilk önceciliklileri arasında yer alan “çevre bilinci”, oldukça gelişmiş bir şekilde onun şiirlerinde var. İsterseniz aşağıda örneklediğimiz bölümdeki bazı sözlerin altını kurcalayın, o bilincin bugünkü anlamlarıyla kucaklaşacaksınız.
“Bir dağlarda kaldı çimen ezilmedik
Arsa şimdi gölgesi cevizliğin – dutluğun
Ne güneşe saygı ne rüzgâr korkusu
Bakmaya doyamadığın bulutların
Canına okumada kömür dumanı.”
(Anadolu 1970 – Hasan Hüseyin Düşmanı, s. 39)
“Küfür Yürek Soğutur”, ilgi çekici bir şiir. Bu şiirde hem hayattan sıcak izler, hem de kötü sonucuyla ortada olan bir duruma, yapıcıları bellidir diye şükretme hali var.
Nedense küfür, bir türlü vazgeçemediğimiz yanımız, onsuz yapamadığımız panzehirimiz.
KÜFÜR YÜREK SOĞUTUR
Sap şöyle yan sokaklara
(Anadan doğma – sunturlusu
Kafiyelisi – kantarlısı)
Küfrün bini bir para
Bir küfürdür gidiyor
Bereket insandan gayrısı
(Dağı – taşı – kurdu – kuşu – ayısı)
Küfretmesini bilmiyor
Ama farz et küfür kalktı
Köylü huysuz eşeğine
Ağa kısmı uşağına
Kızınca ne yapacaktı
Farz et ki küfür yasak
Dünyamız (şu insanlar aman
Ne terbiyeli) dedikleri zaman
Daha mı iyi olacak
Küfür yürek soğutur
Küfür halis yelpaze
Tuz – biber – rakı – tütün ne ise
Küfür de odur
Küfürsüz yaşamak zor
Kan çıkardı adım başında kan
Yirmi dört saat müddetle insan
İyi ki küfredebiliyor
(Anadolu 1970 – Küfür, s. 43)
Üç beş mısra, anlam denizinden damıtılmış birkaç söz, sanki kolayca bir araya getirilivermiş, capcanlı birer resim olmuş. Bu kareye düşmüş hayatları unutmak mümkün mü?
“Dün bir – bugün iki – akıl mı alır
Gün ışımadan çatıyı örttük
-Canım kurban olsun birikete-
Yatağı da serdim mi mesken sayılır
Bir güzel mektup atmalı memlekete
Gelsinler artık
Biraz kireç çalmalı – mavice – biraz
Bugüne bugün şehir damı
Beşiği dikmelere bağlamalı
Beşiği görünce
-Kanunun filân maddesi gereğince-
Top olsa belediye – evel Allah – yıkamaz”
(Anadolu 1970 – Gecekondu, s. 62)
Erman’ın şiirlerinde akıl dolu, pırıl pırıl bir anlatım görülüyor, üstelik safi Türkçe, tekmili birden yaşayan Türkçe. Onun bütün şiirlerini sevimli hale getiren de bu, Türkçe.
“Avanos testilerinde oldum olasıya
Erciyes erir olmuş.”
(Anadolu 1970 – Nevşehir, s. 64)
“Akıl mı nerde?” diyorsunuz. Akıl Erciyes, kar ve Avanos testilerinde, bu sözlerin şiire yüklediği anlam ilişkisinde. Dokunun Avanos testisine, serinliği hemen duyacaksınız.
Bir de “yâr hasreti”…
Dünyamızı gül bahçesine döndüren “yâr” hasreti. “Pembe mendil”e işlenmiş kucak kucak umut.
“Neden bilmem hâlim yaman bu ilde,
Çimen sarı, bulut duman bu ilde,
Yârimin verdiği pembe mendilde
Ilık nefesin var iğde çiçeği.”
(A Benim Cânım Efendim – İğde çiçeği, s. 54)
Oyhan Hasan BILDIRKİ